Yalandan kim ölmüş?

yalan ile ilgili görsel sonucu

Yalan söyler misiniz?

“Hayır” cevabının en büyük yalan olması ilginç bir paradoks.

Peki, size hiç yalan söylendi mi? “Çoookk.” cevabını duyar gibiyim.

Pembe yalanlar, beyaz yalanlar, kirli yalanlar vesaire vesaire…

Yalanın rengi olmasa da herkes yalan söyler. “Hiç yaşını göstermiyorsun.”, “Bugün ne kadar şıksın.”, “Ders uzadı, o yüzden geç kaldım.”

Bazen sevdiklerimizi kırmamak adına, “beyaz” yalanlar söylüyoruz, bazen kişisel hırslar uğruna başka bir insana ya da koca bir topluma zarar verebilecek  çirkin yalanlar söyleyebiliyoruz. Sosyal bilimlerle uğraşan birçok bilim insanı yıllardır yalan üzerinde araştırmalar yapıyorlar ve bu araştırmalar sonunda ilginç sonuçlar görülebiliyor.

Mesela, her gün ortalama 10-200 arası yalana maruz kalıyoruz.

Hayvanlar da yalana ya da yalana benzer davranışlara başvuruyorlar. Üstelik hayvan ne kadar akıllı olursa ve beynin neokorteks denen bölümü ne kadar büyük olursa, yalan söylemenin daha da olası hale geldiği biliniyor. Örneğin Koko, hani şu işaret dili öğretilen goril, bir keresinde yaşadığı yerdeki binanın duvarından lavaboyu söküp bunu bir yavru kedinin yaptığını söylemişti. Tuhaf değil mi?

Bebeklerin de ağlama numarası yaptığı biliniyor. Bir yaşındaki çocuklar saklamayı öğreniyor. İki yaşındaki çocuklar yalan söylemek bir yana blöf yapabiliyor. Beş yaşındaki bir çocuk düpedüz yalan söyleyebiliyor. Karşısındakini överek onu oyuna getirebiliyor. Çocuk deyip tuzağa düşmemek lazım.

Yalan söyleyenlerin beden diliyle ilgili bir takım ipuçları var. Eğer yeterince dikkat ederseniz size söylenen yalanların yüzde 54 kadarını tespit edebilirsiniz, doğru bir eğitim alırsanız yalan yakalama konusundaki başarınız yüzde 90’a kadar çıkabilir. Yalan söylerken kendimizi gizlememiz hayli güç.

pembe yalan ile ilgili görsel sonucu

Peki, yalan hangi noktada olağan ve kabul edilebilir, hangi noktada patolojiktir?

Kişini önce dikkat çekip odak noktası haline gelmek adına yalan söylemeye başlıyor. Yalan söyleme alışkanlığı, giderek hiçbir nedene gerek duyulmadan devam ediyor ve dozu artıyor. Bu durumda mitomani dediğimiz yalan söyleme hastalığı ortaya çıkıyor.

Hastalık, bazen diğer ruhsal hastalıklar ya da kişilik bozuklukları ile beraber ortaya çıktığından ilk bakışta anlaşılamayabiliyor. Uzmanlar, mitomaninin en çok eşlik ettiği hastalığın histrionik kişilik bozukluğu olduğunu tespit etmişler. Bu hastaların tek amacı vardır: Odak noktası olmak. Dikkatleri üzerine çekmek için yoğun bir istek ve arzu duyan kişi bunu başarabilmek adına olayları inanılmayacak derecede büyütmeye, abartmaya, dramatize etmeye başlıyor. Bunu sağlamak için de mecburen yalan söylüyor.

Mitomani ile ilgili yapılan bazı çalışmalarda, bozukluğun her bin kişiden birinde ortaya çıktığı gösterilmiş. Çalışmaya göre, ortalama başlangıç yaşı 16 ve görülme sıklığı kadın ve erkeklerde eşit. Mitomani çoğunlukla davranış sorunları olarak karşımıza çıkıyor. Günlük yaşamda birçok kişinin, mitomani hastalığı olan kişilerle karşılaşabilmesi olası, şahsen benim tanışıp arkadaş olduklarım bile var. E sonradan anlıyorsunuz tabii ki.

yalan ile ilgili görsel sonucu

Mitomaniye dürtü kontrol bozukluğu da deniyor. Kleptomani bilinen diğer adıyla çalma hastalığı, uyuşturucu ya da alkol bağımlılığı, kaş, saç yolma hastalığı gibi… Kişi yalan söylerken kendine engel olamıyor. Yalan söylemek, karşı koyamadığı bir dürtü. Yalan söylerken önemli ölçüde haz duyuyor, ardından pişmanlığını yaşıyor. Mitoman, yalan söylemenin suçluluğunu yaşarken hatta çevresindekilere tekrarlanmayacağını söylese de engel olamadığından hala yalan söylemeye devam ediyor. Çok basit şeyler için gereksiz yere yalan söylüyor. Mitomanlar yalan söylerken kandırmak amacında değildirler aslında. Üstelik yalanları son derece gelişigüzel ve umarsız, bu sebeple nasıl toparlayacakları hakkında bir planları yok. Daha kötü olanı ise çevreleriyle yaşadıkları sorunlar.

Mitomaniye sebep olan bir takım psikiyatrik sorunlar var. Bunlar kişilik bozukluğu kaynaklı; narsist kişilikler, asosyal kişilikler, sınırda kişilikler, histerik kişilikler ve çocukluğunda istismara uğramış kişiler, sıklıkla mitomaniye yakalanıyorlar.

 

İlgili resim

Ancak ister palavra ister kıtır olarak adlandıralım, yalanın  güveni yerle bir ettiği, iletişimi ve ilişkileri bozduğu bilinse bile, insanı yalan söylemeye iten bir takım nedenler var elbette ki. Bu nedenleri söyle açıklayabiliriz:

  • Acıyı Erteleme veya Kaçınma Çabası: İnsanoğlunun temel olarak yaşantısı acı ve haz dengeleri üzerine kurulu. Zihinsel denge mekanizmamız böyle işliyor. Bu nedenle çoğunlukla acıdan kaçma ya da erteleme ihtiyacı duyuyoruz. İşte yalan da tam bu noktada bize acı verecek bir durumda erteleme sağlayan bir mekanizma olarak karşımıza çıkıyor. Başımıza gelebilecek olası kötü şeylerden sıyrılmak için yalana başvurabiliyoruz çoğu kez. Eğer gerçekle yüzleşmek ağır gelecekse gerçekle yüzleşmek yerine gerçeğin uzağında bir noktada durup içinde bulunduğumuz duruma mantıklı açıklamalar getirmeye çalışabiliriz. Bu durum, dışarıdan yalan söylemek gibi görünse de aslında kişinin incinebilirliğinin göstergesi olabilir. Yani yalan söylemesi kişinin gerçekle yüzleşebilecek cesaretinin, karşı karşıya olduğu sorundan daha az olduğunu gösterir. Bu kişilere ulaşabilmek için önce dışarıdaki kabuğu kırmak gerekli. Kabuğu kırarken de oldukça hassas davranmak gerekiyor. Takdir edersiniz ki sabır ve kararlılıkla yaklaşabileceğimiz zorlu bir yoldur bu. Ama imkansız değildir.
  • Anlaşılmama Kaygısı: Anlaşılma söz konusu olduğunda karşımıza Empati kavramı çıkıyor.  Empatiden 25 Mayıs 2017 tarihli “Seni Anlıyorum, Gerçekten…” adlı yazımda bahsetmiştim. Kişi başkaları tarafından anlaşılmadığı hissine kapılırsa kendini olduğundan farklı göstermek için yalana başvurabiliyor. Kendine ait ufak bir farklılığın bile toplumda ciddi tepkiler oluşturacağını düşünüp, diğerlerinin tepkilerinden korkup bu farklılıkları gizlemek isteyebiliyor. Bu kişilerde tatmadıkları aidiyet hissi ve duygu paylaşımı üzerine çalışmak yararlı olur.
  • Özgüven Eksikliği: Kişinin yaşadığı iç güvensizlikte yalan sebep oluyor ve temel güveni inşa etmek, birilerinden yardım almak ya da artmış güven ihtiyacını doyurmak için türlü şekillerde ilgi çekmek amacıyla yalana başvurabiliyor.
  • Kişilik Bozuklukları: Kişide bağımlı, sınırda, narsistik vb. kişilik bozuklukları olduğu durumlarda, önüne geçemediği bir yalan söyleme alışkanlığının geliştiğini yukarıda da anlatmıştık..
  • Sosyal Ortam ve Toplumsal Ahlaki Erozyon: İçinde yaşanılan sosyal ortam ve toplumun ahlaki değerlerinde yaşanan aşınma kişiyi yalan söylemenin kötü bir şey olmadığı inancına sürükleyebiliyor: “Herkes yalan söylüyor, ne olmuş yani?” gibi  savunmalar bunun en belirgin göstergeleri.
  • Model Alma: Kişinin yakın çevresinde yalan söyleyen model alabileceği ebeveyn, akraba, öğretmen ya da arkadaşlarının olması durumunda yalan söyleme alışkanlığı kazanması kaçınılmaz elbette ki.
  • Suçluluk Duygusu: Kişi yaptıkları ya da yaşadıkları ile ilgili olarak duyduğu suçluluğu bastırmak amaçlı yalan söyleyebiliyor. Buradaki suçluluk, bir öz suçluluk duygusu ve kişi çoğunlukla söylediği yalana kendisini de inandırma eğiliminde oluyor.

İlgili resim

Mitomaniye varmış yalan söyleme alışkanlığının tedavisi psikiyatrik, ilaç ve psikoterapi ile yapılabiliyor. Önemli olan bunu fark edebilmek. Yalan söylemenin sebeplerini artık biliyoruz, sonuçlarını ise çoktan deneyimlemiş ve bedelini ödemişizdir kesinlikle.

Yalana maruz kalmış kişilerin de yalan söyleyenlere artık güvenmediği sır değil. Güvenilmenin, sevilmekten daha güçlü bir duygu olduğunu ve hatta sevginin temelinin de güven olduğunu bilerek yalan söylemeden önce defalarca düşünelim.

Mesela, doğruyu söylediniz, en fazla ne olur?

Yalan söylediniz, en fazla ne olur?

Hangisinin bedeli daha ağır? Doğru söylediğinizde karşınızdaki kişi gerçeklerden rahatsız olsa bile  siz güvenilir olmaya devam edersiniz.

Ne demişler efendim?

“Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.”

Sevgi ve huzurla…

 

This entry was posted on Haziran 19, 2017. 1 Yorum

ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Hiç bir giysiyi “Sonra alırım.” deyip almak üzere gittiğinizde kalmadığını gördünüz mü?

Ya ilk gençlik yıllarında, duygularınızı söylemekte geç kaldığınız için başkasıyla görüşen ve bir türlü konuşamadığınız bir aşkınız oldu mu?

Dargın ayrıldığınız, barışmayı erteleyip her türlü fırsatı, bile, isteye kaçırdığınız ve bir daha görüşemediğiniz bir arkadaşınız da mı olmadı?

Bir düşünün, şimdiye kadar neleri ertelediğiniz için kaçırdınız, nelerden vazgeçtiniz?

Neden erteliyoruz acaba? Bu bir hastalık mı?

ertelemek ile ilgili görsel sonucu

Dilimize “Erteleme Hastalığı” olarak geçen “Procrastination”, okul ve iş hayatımızdaki kabuslardan biri. Aslında ertelemek bir hastalık değil bir semptom. Neredeyse her işinizi son dakikaya bırakıyorsanız, siz de usta bir erteleyici olabilirsiniz.

Yaşadığımız olumsuz duygular sonucu yaptığımız bir kaçınma davranışı ama ertelediğimiz şeyin önemine bağlı olarak hayatımızı olumsuz etkiliyor tabii ki.

ertelemek ile ilgili görsel sonucu

Ünlü Amerikalı Psikolog Dr. Joseph Ferrari, ertelemenin altında, mükemmeliyetçilik, yüksek kaygı, düşük tolerans seviyesi, kızgınlığı kontrol edememe gibi faktörlerin olabileceğini, “zamanınızı iyi kullanmayı öğrenirseniz probleminiz çözülür” diyecek kadar kolay halledilemeyeceğini söylüyor.

Erteleme konusunda farkındalık kazandığımdan beri çok sevdiğim bir atasözü var: “Demir tavında dövülür.” Her şeyi vaktinde yapmalı. Zamanı geldiğinde fırsatı  kaçırmamak ve zamanı iyi değerlendirmek gerekir. Ne güzel bir söz değil mi? Erteleme semptomu ciddi bir alışkanlığa dönüştüğünde bile fark etmiyoruz. Her şeyi erteleyip planlıyoruz ve zamanı geldiğinde hoop yine erteliyoruz.

İlgili resim

Neden oluyor peki?

 

  • Gerçekleştirilemeyecek hedefler belirleyip, “yapamayacağım”, “başaramayacağım”, “işlerimi kolay bitiremiyorum” gibi düşüncelere sahip olursak erteleriz tabii ki. Yani erteleme davranışınızın altında yatan sebep başarısızlık korkusu olabilir. Bazı durumlarda, egomuz koruyucu bir savunma mekanizması kullanarak erteleme davranışını devreye sokar. Kısacası, bir işi yapmaya kalkışmadığında, başarısız da olmazsın, mantığıyla hareket edebilirsiniz.

Fakat kaçırdığımız bir nokta var: Yapılması gereken bir işi yapmadığımızda, zaten başarısız olmuşuz demektir!

Erteleyici olmak hem yaptığımız işe hem de bize bağlıdır. Yaptığımız işi sıkıcı buluyorsak, organize olamamamız, dağınık olmamız, iş nedeniyle zorlanmış, tükenmiş ve yorgun olmamız, karar verme konusunda sıkıntı yaşamamız, mükemmeliyetçi olmamız, belirsiz hedeflere sahip olmamız, işleri aynı anda ve kısa sürede yapma isteğimiz ertelemeye neden olabiliyor.

 

  • Standartlarımızı yüksek tutuyorsak, mükemmeliyetçi biriysek, genellikle alışık olmadığımız bir işi yapmamız gerektiğinde erteleyebiliriz. Bir işte başarısız olacağımız veya yeterince başarılı olamayacağımız endişesini taşıdığımızda daha sıklıkla ertelediğimizi  fark edebiliriz. Kaygılı bir yapıdaysak “ya şöyle olursa, ya böyle yaparsam” gibi düşüncelerle kaygı oranımızı artırabilir ve daha fazla erteleme davranışı gösterebiliriz.

Kusursuzu arıyorsak ve yapılması gereken iş hakkında, nasıl bir yol izleyeceğimiz konusunda herhangi bir fikrimiz yoksa erteleme tuzağına düşebiliriz.

Unutmayın, hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır. Elbette hata yapacağız ve başarısız da olacağız, insanız çünkü.

 

  • Dikkatimizi  toplamak konusunda zorlanıyor olabiliriz. Bu da ertelemeye sebep olabilir. Sadece hedefe odaklanmak işimizi kolaylaştırabilir.

  • Yetiştirilme biçimimiz de bu şekilde davranmamıza sebep olabiliyor. Kimimiz erteleme davranışını erken yaşlarda dolaylı yollardan ailemizde öğreniyoruz. Erteleme davranışı üzerinde uzman olan Dr. Joseph Ferrari, ertelemenin otoriter (sert ve kontrolcü) ebeveynlerce yetiştirilen çocuklarda, kendilerini düzene sokma becerisinin yeterince gelişememesinden kaynaklanan tepkilerden biri olduğunu belirtiyor. Kendi geçmişimizi değiştiremesek de anne-baba olarak ebeveynlik tutumumuza dikkat ederek ve gerekiyorsa bu konuda kendimizi geliştirerek böyle bir durumu çocuklarımızın yaşanmasına engel olabiliriz.

hayatı kaçırmak ile ilgili görsel sonucu

Sosyal bilimciler, zaman perspektifinin (geçmiş yönelimli, şimdiki zaman yönelimli veya gelecek yönelimli olmak) erteleme davranışına yol açan kişilik özelliklerinden biri olabileceğini düşünüyorlar. İş yerinde erteleme davranışı üzerinde yapılan bir araştırmada olumsuz-geçmiş yönelimli (geçmişe bakış açısı kötümser, olumsuz ve mutsuz olan) ve şimdiki-zaman kaderci yönelimli (geleceğin ve kaderin önceden belirlendiğini ve değiştirilemeyeceğini düşüncesiyle şu ana odaklanan) insanların, olumlu-geçmiş yönelimli (geçmişi çok parlak ve mutlu gören, olumlu hatırlayan) ve gelecek yönelimli (aktif olarak gelecekteki hedeflerine odaklanan) insanlara oranla daha çok erteleme davranışında bulunduğu tespit edilmiş. Geçmiş deneyimlerimizin ve gelecek beklentilerimizin davranışlarımız üzerindeki etkilerini düşününce erteleme davranışımızın nedenleriyle ilgili bilgimiz artabilir.

 

BUGÜN YAŞANMASI MÜMKÜNKEN ERTELEDİĞİN HERŞEY, YARININ PİŞMANLIĞIDIR

 

clock now ile ilgili görsel sonucu

 

Eee, ne yapacağız peki?

*Erteleme davranışımızın farkına varmak: 

Öncelikli olarak ne zaman ve hangi şartlarda erteleme davranışı sergilediğinize dikkat etmeye çalışın. Kendinize karşı dürüst olmak bir işi bilinçli olarak mı ertelediğinizi yoksa o an için bahane bularak mı ertelemeyi tercih ettiğinizi anlamanıza yardımcı olur.

* Nelerin öncelikli ve acil olduğunu tespit etmek:

Acil işleriniz neler, acil ve önemli olan, acil ve önemsiz olan işleriniz neler? Acil olmayan ne gibi işleriniz var? Bunları belirleyin. Böylelikle acil ve önemli olan işleri en önce yaparsınız. Bundan sonraki işleri erteleseniz bile önemli ve acil olan işleri yapmış olacaksınız.

* İşinizi küçük parçalara ayırmak:

Büyük hedeflerdense her seferinde kendiniz için idare edilebilir küçük parçalardan biri üzerinde çalışarak emin adımlarla daha kolay ilerleyebilirsiniz.

*Önce küçük ve hızlı bitirebileceğiniz işlerden başlamak:

Hızlı bitirebileceğiniz işlerden başlamak size yaptığınız iş ile ilgili bir şeyleri başardığınızı hissettirecektir.

*Arkadaş yardımı almak:

İş arkadaşlarınıza sizi kontrol etmelerini söyleyin. Arkadaş baskısı erteleme ile baş etme için etkin bir yaklaşımdır ve işe yarar.

*Yapılacaklar listesi hazırlamak:

Eğer organize olamadığınız için erteleme yaşıyorsanız “yapılacaklar” listesi yapın. Bu liste ile işin sıkıcı ve yorucu kısımlarını atlamamış olursunuz. Aynı anda birkaç iş yapmaya çalışmayın. Bu bölünmenize engel olacaktır.

*Kendinize gerçekçi ve belirgin bir zaman sınırı koymak:

İşinizi ve vaktinizi yapılandırmak hedefe odaklanmanıza yardımcı olabilir.

*Hayır demeyi öğrenmek: 

Yapabileceğinizden fazla sorumluluk almamak için veya öncelikli işlerinizi bitirmeden önce sizden istenen ek sorumluluklara gerektiğinde hayır diyebilmeyi deneyebilirsiniz.

*Yardım istemek: 

Ertelemenizi ve bahane bulmanızı kabul etmeyecek birinin desteğini alarak hedeflerinizi onunla paylaşabilirsiniz. Çevremizdekilerin desteğini almak ve amacımızı düşünmenin yanı sıra bunu açıkça dile getirmek, kendimize verdiğimiz sözü tutmamıza yardımcı olabilir.

*Eğlenmek:

Eğer bir iş sıkıcı olduğu için erteliyorsanız, unutmayın ki pek çok erteleyici işi olduğundan daha sıkıcı olarak düşünmektedir. Bunun farkında olarak başlamayı deneyin. Başladığınızda düşündüğünüz kadar sıkıcı olmadığını göreceksiniz.

*Ödüllendirmek:

“Bu iş bittikten sonra kendimi…  ile ödüllendireceğim.” Ödüllendirme, işi bitirme ile ilgili iyi şeyler hissetmenizi sağlayacağından ertelemeyi azaltacaktır.

 

ertelemek ile ilgili görsel sonucu

Ülkemizdeki ve dünyadaki bu hız, terör, savaşlar ve şiddet benim hayatımda erteleme mevhumunu ortadan kaldırdı neyse ki. Kitaplarını okuduğum, bu işi bilen niceleri, ölümün varlığının ve zamanının belirsizliğini hakkında, bunca olayın ve şiddetin  edindirdiği farkındalığı kazandıramamıştı bana.

Şimdide yaşamak algısı,  kaygılarımızdan ve depresyondan kurtulmak ve bir daha yaşamamak adına gerçekten çok önemli bu zor zamanlarda. “Her sorun bir fırsat barındırır” da diyebiliriz.

Acıların ve kayıpların beni getirdiği nokta “Ertelediğin vazgeçtiğindir.” felsefesi.

İlgili resim

Şimdi, sana uygun olan, gerçekten istediğin ve bedelini ödeyebileceğin güzelliklerin peşinden koş. Sığ, içgüdüsel ve yapay her şeyden uzak dur. “Evet” dediğin her şeye neden evet dediğini bil. Vazgeçebilirsin de “Hayır” da diyebilirsin. Yaşamının sorumluluğu sende.

En kötüsü ertelediğin için kaybetme ihtimali. Acılarımız, bize nasıl yaşamamız gerektiğine dair ipuçları verebilir. Çünkü hiçbir şey tesadüfen başımıza gelmez ve karşımıza çıkmaz. Hadi, kurtulun şu erteleme hastalığından.

Hepimiz biliriz aslında:

“Ömür sadece bir gündür, o da bugündür.”

Sevgilerimle.

 

 

 

This entry was posted on Haziran 14, 2017. 1 Yorum